04 05 2008

zifiRi kaRanlık

müdür hayalet şimdi (manager, imagine now). bi köy düşün. gece yarısı kahveden eve dönüyosun yada ne biliim bi ahbabından. uzun bi yol olsun 1 kilometre felan. insanın saatte ortlama 3 - 4 kilometre yaptığı bilgisinden yola çıkarsak 15 - 20 dakika sürer. köy evleri 100'er 200'er metre arayla yapılmış felan. hafif virajlı yolda 50'şer metre arayla dikilmiş sokak lambaları. bu virajlardan birindeki lamba patlamış. karanalık yani. hani karanlık başka bişi hacı. kara herşey. ama silüet olarak görürsün bişiler. hani sağdaki ağaçların ince dallarını seçemezsin belki ama yapraklar dallar felan orda. çalışarı felan herşeyi anlarsın. yani ne kadar karanlık olsada, az biraz ışık düşüyodur mekana.

kapalı bi odada ışığı kapat usta. 1kaç dakka sona gözün alışır karanlığa. karanlıkta görmeye başlarsın. bunun sebebi göz bebeği. aniden karanlık olunca, yeterli ışık girene kadar göz bebeği büyür babacım. aynı fotoğraf makinesi diyaframı gibi. iris çok ufalır. neticede az da olsa görme gerçekleşir. bu noktada biri birden ışığı açınca gözlerin yanar. bunun nedeni göz bebeğinin hızının hassas olmamasıdır. bal gibi yavaş yavaş hareket eder. çok açık olan göz bebeği gerekenden fazla ışığı, gözün arka yüzeyindeki fotosellere iletir. hemen gözlerini kaparsın. biraz sona olması gerekenlerin hepsi olur ve gözlerini açarsın.

ama zifiri karanlık öle bişi diil. zifiri karanlıkta ise göz bebeği ne kadar büyürse büyüsün, hatta iris hiç kalmasın, genede bişey görememektir. mutlak karanlık. burnunun ucunu göremezsin. ellerin önünde yürümezsen kafayı bişeye çarparsın kesin. ne garip dimi ama yaaa...

kadınlaR

usta ne gariptir yaa.. düşünsene senden benden farklı bi yaratık. memeleri daha büyük ama çükü yok.

çok gariptir hani. çocukluğundan beri kendi anatominle büyüdüğün için, model aldığın şey kendi vücüdundur. hani geceleri yatarken elinle sıkarsın, hissedersin onu. cenin pozisyonunu alıp... takribi 10'lu yaşların ortalarında bi işlevi olduğunu öğrenirsin. o zamana kadar başka cinsiyet yoktur. ne biliyosan kendinden biliyon.

neyse, büyüdükçe hayatına girerler. kendimden örnek vereyim. yanlızken kendime yeten biriyim. eğlenirim, gezerim, fotoğraf çekerim, yem bulmuş güvercin misali dolaşan insanları izlerim. anlıycan boş gezenin baş kalfasıyım. ama insanı deli eden bi canlı var ortada. kadın! ne garip? önüne gelen hatuna bakarsın, "hımmm bunun bacaa yamuk, bunun gözünün üstünde kaşı var". ulan bünyemi bozuyonuz.

"bre densizler, ne diye ortalıkta dolaşıyosunuz" diye haykırasım var. kafamda, ipek böceğinin kozasından elde edilen ipliklerle yan yana.

usta ne garip yaratıklar yaw. kendilerini bize beğendirmek için elinden gelini ardına koymayan bi dünya dolusu organizma. yanaşsan "amaan sana mı kaldım be?" der. dedi...

uyduruktan dünyanın uyduruktan sosyalliği. iş sanki sadece sex. yani kısmen.

bide garip bi dürtüsü var. ulan bütün herşeyi kendi ellerinle de yapsan, bi zaman geldiğinde bi hatun yanındayken daha dolu hissediyon kendini. nedendir diye sorguladım uzunca. ama buldum neden. güdü. üreme güdüsü. bi kadına ihtiyacımız kalmadığı zaman insanoğlu biter babacım. onlara ihtiyacımız olmadığı bi zamanı düşün. düşün hadi. o zaman noolcak? ya mayoz, ya mitoz bölüncez. başka çare yok.

....

bide hatun kısmı birkaç tür. burnu kalkıktan tut da, işkoliğine kadar. kendi içlerinde de bölünürler bunlar. benim en dikkatimi çekenlerden biri, yüzüne kimyasal sürenler. hani bazısına yakışmıyo değil. iyi. hatta güzel. pamela anderson misal. kimyasalsız bakmak istemez insan.

dedimya uyduruktan dünyanın uyduruktan sosyalliği. hiç gereği yokken yaratılmış bir sınıfsal farklılık sonucu düşülen durumlar da vardır. misal kimi tipler süpersonik alışveriş merkezlerine takılır. siktiri boktan bi kavenin 5 liradan satıldığı mekanlarla çevrelenmiş yerler. usta geçenlerde bi yere gittim. iki neskahvesi bi çay 2,5 lira ödedim. yani materyal bu kadar ucuzken, sadece amacı gelen insanları süzmek-elemek olan ortamlar diyeyim. oralara takılan dişi organizmaların davranış şekilleri bitiriyo beni.

yakıyom contayı bazen. bak şimdi aklıma geldi, edirne'de meriç kenarında lokantadayız. lokanta iki kısım. yazlık ve kışlık. bu iki kısım arasında 7 - 8 basamaklık bir fark var. biz daha aşşağıda olan yazlık kısımdayız. kalabalığız walla. mantar abi, düdüksüz, kıyak, yayla, günay ve daha bi dolu dost. neyse içeri iki hatun damladı. birinde rayban çakması gözlükler felan. yani oraların cantisi belli. bu canti merdivenlerde durdu ve etrafı süzdü birkaç dakka. bizimde masa kalabalıkya hani, baktı biraz. neyse hareketlendi daha sonra. çaaat. bi düştü. çanak çömlek patladı. garsonlar dahil herkes yarıldı.

hani bu örnek ucuz etin yahnisi. bu tipler istanbul'da, ankara'da tadından yenmez. hepside bu kadar sakar değil ama aptallık aynı aptallık.

yaw baba ne hallere düştük yaaa. bide herşeyden sorumlu olma durumu varya hani. misal bi hatunla tanışırsın, hoşbeş biraz sohpet. samimiyet artar. daha sıcak davranırsın. gelen tepkilere bakar, durum değerlendirmesi sonucu daha ileri bi hamle yapmakta sakınca görmezsin. yaparsında. sonrada kıyamet kopar. hakaretler, ortalığı karıştırmalar felan. ulan sanki deminden beri yanlız takılıyon, yanlız eğleniyon da onunla hiç alakan yok. herşeyi kendin yaptın. al işte kayış koparan başka cins.

neyse baba, burdan ne çıkıyo sonuç? ostrepoz'a yakalanmamak için, süt ve süt ürünleri kullanmak gerekli!

kal sağlıcakla.